Dağların Sessizliği.. « Burası Holaysa

23 Ocak 2021 - 22:23

Dağların Sessizliği..

Dağların Sessizliği..
Son Güncelleme :

23 Kasım 2016 - 16:33

Büyüklerimiz derler ki”dağların aşkı başkadır” diye..Bizde de çocukluğumuzda başladı,yayla aşkı.Bizler buna kültürümüzün bize bıraktığı bir mirasta diyebiliriz..Yaylacılık yöremizde bir yaşam bicimi çünkü..

24 Aralık 2011 Cumartesi 01:23
Hiç unutmam babaannem” yaylaya çıktığımda bütün ağrılarım yok oluyor “sözleri hala kulaklarımda..Ya Sait Uçar türküsünde söylediğine ne demeli,hani”Doktor,ilaç istemem,benim ilacım yayla”sözleri tesadüf mü sizce,ne dersiniz?
Bende çocuk yaşta başladım yaylacılık serüvenine;dört yılı Cahmut 13 yılı Ehiltaş yaylasında olmak üzere geçen koskoca 17 yıl..Çocuk yaşta sırtladığım bu yük,oldukça ağırdı.Hayvanların bakımından,odun yapımına,çayır biçmeye,yük taşımaya kadar..

Bunlar yetmezmiş gibi birde o ara işler temizlik.yayık vurma,bulaşık yıkama gibi..Çocuk yaşta sırtımıza yüklenen bu yüklerden hiç şikayetçi olmazdık üstelik..Arda kala zamanlarımızda o günlerin en büyük eğlencesi olan futbol aşkı..Anlayacağınız iki aşk arasında mekik dokurduk..Yaylalar arası turnuvalar bir başka heyecandı..Kısacası bir başka olurdu o yayla günleri..

Karların erimeye başlaması ile başlardı yayla hazırlığı,iple çekilirdi Mayıs ayı..
Ya: yayla mevsimi dışında kış ortasında,mart aylarında 1-2 m karda,dondurucu soğukta yayla ormanlarında geçen günlerimiz..Hartama.kereste yapıp evleri ve çatıları onarma telaşı..

Anlayacağınız o küçük yaşlarda işlere,yüklere vücudumuzun meydan okuması..8-10 m.lik ağaçların kilometrelerce uzağa omuzlarda taşınması,rahmetli H.Ali Ocak(Allah heyrini)la hartama günleri unutulur mu hiç..Rahmetli H.Tahir Varlı ve rahmetli oğlu Muhammet Varlı ile Elaysa da antika tahta hızarı ile Ocak,Şubat aylarında biçtiğimiz tahtalar..Çam dallarına astığımız yiyecek torbasında ki yiyecekler mideye inmeyi beklerken, eksi 8-10 derecede ağacın kovuğunda yaktığımız ateş bir başka sıcaklık veriyordu ruhumuza..Hiç 12 yaşında hızar çektiniz mi bilmem ama yeni nesiller o hızarı tanıyorlar mı bilmiyorum..
Akşam saatlerinde eve dönerken,dudaklarımızın soğuktan uyuştuğunu ve morardığını nasıl unutabilirim ki..
İşte böyle bir kültürün yetiştirdiği nesillerdik biz..Bunun içindir ki yaylalar bizim yaşam biçimimiz olmuştur..Onun içindir ki insanlarımızın köyde evi yokken,belki bir ay bile kalmayacağı,o doğa harikası yaylalarımıza milyarlarca lira harcayarak villalar yapma istekleri.
Üstelik bu beton yığınları doğa güzelliklerini yok etme bahasına dikiliyor,güzelim yaylalara..Öyle ki bu yayla aşkı bazen bir hastalık halini alabiliyor,maalesef..
İtiraf edelim bu hastalık çocuklukta bize de bulaşmış,tedavisi mümkün olmayan bir sevdaya dönüşmüştür.Bazıları yadırgasa da gerçek bu işte..
Evet.!Bu aşk uğruna Aralık 2011 Cuma günü sabah saat 9:00 da siz değerli dostlara birkaç resim görüntülemek için komlara doğru yola çıktım..Ora senin,bura benim derken o yayla aşkından olacak ki kendimi bir anda Ehiltaş yaylasında buldum..Aslında oraya gitme niyetim de yoktu..Ama dedik ya yayla aşkı..Oraya kadar fazla zorlanmadık dersek yeridir.Çünkü fazla kar yoktu.
Havanın an be an değiştiği bu ortamda o vahşi cazibe beni sürekli kendine doğru çekmeye devam ediyordu.Dedik ya geyik avı misali dağlar çektikçe çekiyor insanı.
Ehiltaş’dan yukarısı kelimenin tam anlamı ile bir işkence oldu benim için..kalınlığı yer yer 1-2 m’yi bulduğu bu ortamda,kar kalınlığından daha çok yumuşak karda ki mücadele beni oldukça yordu.Zaman zaman belime kadar batmak, var olan gücümüzü sıfıra düşürüyor,bir iki nefes dinlendikten sonra yoluma devam ediyorum..Belimin ve ayaklarımın ayrı ayrı çalıştığını hissetim bir ara..Belki 10 defa geri dönmeyi düşünmeme rağmen ayaklarım hep ileri çekiyordu,bir türlü geri dönemedim..Birde dağların o sessizliğini bozan rüzgar uğultusu ile 2-3 karga sesi olmasa kendimi ıssız bir alemde hissedecektim..O sesler sayesinde gidiş dönüş 5 saat süren yolculuğumda yalnızlığımı unutturuyordu..
Ehiltaş,Evoşka derken düşe kalka Tufa yaylasına ulaştık..Yazın çok kısa gelen yollar kar sayesinde uzadıkça uzuyor,tabiri caizse bitmek bilmiyor.
.Hele bu mevsimde,yolculuğum süresince sürekli değişiklik gösteren hava insanın içinde farklı duyguların oluşmasını tetikliyor,yükseğe çıkıldıkça esen rüzgarın soğukluğu artarken,birden bulutların arasından görünen güneş fiziksel olarak ısıtmasa da psikolojik olarak insanın ruhunu okşuyordu.
Bir kaç dakika sonra kararan bulutların ürkütücü görüntüsü  bana dağda kalma korkusunu yaşatırken,bulutların arasından tekrar görünen güneş bu korkuyu yok ediyordu..Bu duygularla yoğrulurken bu kısa günlerde vaktin geçebileceği endişesi ile birden saate bakma ihtiyacını hissetim..Saat 13:30 gösteriyordu.Yani ikindi okunmak üzereydi.
Dönüşün zorluğunu düşünerek,daha fazla oyalanmadan geri dönmek için yola koyuldum.Bulunduğum alanda telefonların çekmemesi ayrı bir handikaptı tabii ki..Karın yumuşaklığı zaten bedenimi beklenenin üzerinde yormuştu.Adım atacak gücümün kalmadığını hissetim..Düşe kalka attığım her iki adımdan sonra dinleniyor,tekrar yola devam ediyordum..Ya Allah,bismillah deyip bütün gücümü toparlayarak ilerlemeye devam ettim..Yorulup,dinlenme ihtiyacı hissettiğim o anlarda ,siz değerli dostlar için o cazip ve çekici yaylalardan görüntü derlemeyi de ihmal etmedim..
Bu uzun ve meşakkatli yolculuktan sonra akşama yarım saat kala köyde ki evime ulaştığımda,bedenimin vücudumun ağırlığını taşımadığını hissettim.
Çok zor şartlarda geçen bu yolculuğun yorgunluğunu,o dağların insana verdiği yaşam aşkı ve sizlerle paylaştığım o harika görüntüler unutturdu..

www.yesilalankoyu.net